Kartaca, MÖ 814 yılında, Tunus yarımadasında kurulmuş olan bir Fenike kolonisidir. Fenike dilinde “Yeni Şehir” anlamına gelmekte.

Tüm zamanların en büyük askeri dehalarından biri olan, askeri tarihçi Theodore Ayrault Dodge’nin “Stratejinin Babası” olarak nitelendirdiği, politikacı ve general olan Hannibal buralıdır.

*

O günlerde, o memleketlerin denizleri müsilaj tehdidi altında değildi.

Siyasetçi, mafya, gazeteci ilişkisi varsa bile henüz diyare halinde değildi.

Haksızlıklar, hukuksuzluklar, cinayetler tartışılıyor muydu?

İşsizlik, ekonomik sıkıntılar gündemde miydi?

İşsizlik kol gezerken üç maaşlı beş maaşlı fedakâr çalışanlar var mıydı?  

Devletlerin hazinesi çarçur ediliyor muydu edilmiyor muydu?

Bilmiyoruz…

Gündemi o günlerde siyasetçiler mi mafya mı belirliyordu?

Bilinmiyor…

Şu kesin biliniyor. Ziraat Bankası o günlerde olmadığından Demirörenlere 750 milyon dolar vermemiş geri ödemeler de yapılmamıştı haliyle.

O günlerde komşu komşunun külüne muhtaç mıydı değil miydi bilinmez ama bir şekilde komşular arası ilişkiler vardı. Zaman zaman yumuşak siyasi, zaman zaman da sert ve stratejik.

O günlerde de sosyal hayat, komşular arası ilişkiler gitmeler gelmeler var elbette.

Günün gerekleri neyse, stratejik konum neyse ona göre hareket ediliyor, yol güzergâhı belirleniyor ziyaretler yapılıyordu.

G-7 zirvesi, NATO zirvesi gibi zirveler var mıydı bilinmez fakat ülkeler bir şekilde birbirleriyle irtibattalardı, birbirlerine gidip geliyorlardı.

İşte o gitme gelmelerden birinde Kartaca’dan araları ne iyi ne kötü olan Roma’ya bir elçi gider.

Şöminenin başında elçi Roma imparatoruna getirdiği mesajını iletir.

Sonrasında söylenmemesi gereken devlet sırrı denilen, belki de elçinin bilemediği yerlerden soru soran Roma imparatoru, istediği cevapları alamayınca, işkence yaptırma imasıyla sözden içeri sözle tehdit eder.

Elçi, basit stratejik laflarla, tehditlerle ötecek bir kişi değildir.

Elini etrafında konuştukları şöminedeki ateşin içine sokar ve…

-Özür dilerim majesteleri, ne diyordunuz? Diyerek sözüne devam eder.

*

Bugünlerde suç örgütü lideri denilen Sedat Peker’in ifşaatlarında da muğlak, kapalı noktalar var. Onlar için muhatap kimine göre Erdoğan, kimine göre Soylu kimine göre de daha başka birçok kişi…

Kimse net bir şey anlayabilmiş değil.

Bu anlama işini okuyanların anlayışına bırakıyorum.

Soylu’nun 10 bin dolar mevzusu gündemi baya meşgul etti ve isim açıklanmayınca milletvekilleri külliyen zan altında kaldı, kalıyor.

Birçok iş ve işler gizemini koruyor.

Mesela;

750 milyon dolar…

128 hakeza…

Seçim döneminde arabalara konan çanta çanta paralar…

Aşı ile ilgili şaibeli durumlar…

Pudra şekeri faciaları…

Üç maaş beş maaş alanlar…

Venezüella’ya giden gemiler götürülen test kitleri, maskeler, oradan gelen gemiler getirilen peynirler

*

Lakiiin; öyle konular da vardır ki, el korun közün içine sokulur, ses çıkarılmaz, bu konular o konuların içine giren konulardan bir konu mudur değil midir onu da ben bilmiyorum.

Ben şöyle de bir atasözü biliyorum.

Der ki atalarımız ‘Yapan kurtulmuş da diyen kurtulamamış.’

*

Bu söylenmeyen söylenemeyen, kaçılan kaçırılan konular bu şekilde mi değerlendiriliyor yoksa!

*

Bu olaylarla irtibatınız yoksa soğan yiyip ağzınızı kokutmadınızsa, meşhur Sedat Peker Kuru Kahvecisi’nin kahvelerinden bir Türk kahvesi yapın, olanları, olacakları kahvenizi höpürdeterek için.

*

Sağlıcakla kalın…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.