Öğretmenler odası külden geçilmiyordu (!). Zira mangalda kül bırakmayan dost yine külleri savurmaya başlamıştı.

Öğretmenler odasındaki külün sebebi de oydu.

Diyordu ki; arkadaş çivisi çıkmış dünyanın, öğrenciler hep ahlaksız olmuş, saygısız olmuş, edep adap hak getire, buna ailesi bir şey öğretmemiş, gibi söylenip, kızıp duruyordu.

Havadaki külleri(!) elimle şöyle bir dağıttıktan sonra, kusura bakma Hocam ama bir iki kelam edeyim, sözüm yine de sana değil, kendimedir. Sen alınma, ama ben, bana söylerken sen de istifade edebilirsin, benimle birlikte.

*

Hayatın yorduğu ak saçlı aksakallı tonton dede, 50-100 metre yürüyüş mesafelerini zorla yürüyerek evinin kapısına geldi.

Kapı da kendisi gibi emektardı. Zili çaldı ama açan olmadı.

-Yaaa işte böyle, kapı açan bile olmaz insan yaşlanınca! deyip sitem ederek kapıyı anahtarıyla açtı, girdi içeriye.

Oturuverdi en yakınındaki kanepeye. Oturduğu kanepe de kendi gibiydi. Gıcırdayarak kabul etti eski dostu. Birbirine kavuşan iki eski dosttan biri ve daha yaşlı olan dede, kanepenin kendini rahatlatması sonucu çok geçmedi, ihtiyarlık emaresi de olsa gerek, başladı esnemeye.

Çok geçmeden de günün yorgunluğunun etkisiyle şekerleme yapayım derken derin uykuya dalması da bir oldu dedenin.

Yaşlılık… Kapıyı kapatmadığı aklına bile gelmedi. Açık kapıdan eve giren ve getirdiği meyvelerden alan haylaz torunlar, uyuyan dedelerine bir şaka yapmak istediler.

Mutfakta -ne için getirilmişse- çok pis kokusu olan bir macunu görünce de alıp dedelerinin bıyıklarına sürdüler…

Uyandırmadan.

Ama uyanmamak ne mümkün.

Koku, uyuyan dedeyi çok geçmeden uyandırdı. Sağa sola bakan dede kimseyi göremedi, kokuya da anlam veremedi.

Mutfağa doğru gitti, aynı koku orada da vardı. Salona geri geldi, koridora çıktı koku oralarda da vardı. Dış kapıyı açıp torunlara sormak istedi, koku dışarıda da var.

Allah Allah! Ev değil dünya kokuyor be, deyip kanepesine geri döndü.

Dünya kokmuş…

Hayır…

Evet, dünya kokmuş demek -hakkı olmasa da dede için normal karşılanabilir ama- öğretmen olan benim, dünya kokmuş demem normal karşılanamaz, ben bu sözü söyleyemem. Çünkü dedeninki fiziki kirlenmeyle, kokuyla alakalıdır ama öğrenciler için bu söylenemez.

Söylersem karşılığında duyacağım sözler beni rahatsız eder.

Dünyanın yaşanılası bir yer olması da yaşanılamayacak derecede kokması da, içindekilerin kokuşması da, aslında bir eğitimci olarak, beni ilgilendirir.

Fiziki olarak dünya, yaratıcının Kuddüs isminin tecellileriyle, bir temizlik, bir istihale aşamasından geçiyor. Biz işi karıştırmazsak, orası tıkır tıkır işliyor.

Dünya manen kokuşmuşsa, nesillerin yetişmelerinde, ahlaklarında, edeplerinde sıkıntılar varsa, bir eğitimci bunun çaresini bulmalı, bir kötü durum varsa sebebini, çözümünü önce kendinde aramalı ki kurtuluş yolu bulunsun.

Gün içinde, şekillendirmem için, düzeltmem için bana emanet edilen nesle madden elimden geleni yapmayıp, geceleri kalkıp dua etmeyip, ızdırap çekmeyip bir de şikayetçi olursam, başkalarına suçu atarsam, eleştirirsem, çözüme değil ama çözümsüzlüğün devamına katkı sağlamış olurum.

-Neden?

Michelangelo (Mikelanj), öyle çalışmalar, öyle heykeller yapar ki, görenlerin ağzı açık kalır, hayretlerini gizleyemezler ve:

-Aaaaa sanki canlı, neredeyse konuşup yürüyecek, diye hayretlerini söylemeden edemezler.

Heykellerin, kainatta değişiklik yapma, dünyayı imar etme gibi işleri yoktur.

Ama insanın vardır.

Öğretmenin elinde, Michelangelo’nun heykelleri değil, Kudret-i sonsuz tarafından Michelangelo’ya verilmeyen fırsat, nesilleri hak rızası istikametinde yetiştirme, geleceği imar etme vazife ve sorumluluğu bana verilmiştir, bize verilmiştir.

Yani, dünyayı güllerle bezeme, etrafa gül kokusu yayma vazifesi.  

Dünya güllerle bezeninceye kadar da bu vazifeden kaçamaz, ben öğretmenim, ben muallimim diyen Öğretmen!

Dünya güllerle bezeninceye kadar da bu vazifeden kaçamaz ülkemi, milletimi, insanımı seviyorum diyen Öğretmen!

Dünya güllerle bezeninceye kadar da bu vazifeden kaçamaz, mesuliyet sahibi ve bu mesuliyet duygusunun şuurunda olan, bu sevdaya baş koyan idealist Öğretmen!

Dünya kokmuş, çürümüş, dünyanın çivisi çıkmış demek, bu anlamda, mesuliyet duygusunun şuurunda olan idealist öğretmenin hakkı değil.

Şikayet hakkı olmadığı gibi, gördüğü olumsuzluklardan yılıp köşesine çekilip oturamaz Peygamber mesleğine sahibim diyen Öğretmen.

Bahçıvanın (öğretmenin) niyeti gül yetiştirmek ve gülleri tımar etmekse, bahçıvan yani öğretmen, bir gül için bin hare (dikene) hizmetkar olur. Karşısına çıkan olumsuzluk, elini çizen diken, yolunu kesen gulyabani, onun bu kudsi işine mani olamaz.

Dünya güllerle bezensin diyerek yola çıkıp dikenlerle mücadeleyi vazife bilen öğretmenleri hiçbir diken, hiçbir olumsuzluk engelleyemez. Bu niyetini muhafazayla yola devam eden, hiçbir dikene, hiçbir gulyabaniye, hiçbir engele takılıp kalmaz, kalamaz.

Dünya güllerle bezenecek, gül kokusu dünyayı saracak.  Dünya güllerle bezeninceye kadar da durmak, dinlenmek yok gül sevdalısına, Değerli Öğretmenim.

-Velinin, çevrenin mesuliyeti yok mu da hep mesuliyeti bana (yani öğretmene, eğitimciye) yıktın?

Öğrenci adına ben, bana düşeni, madden ve manen eksiksiz yapmalıyım.

Sonra…

Veliler ve çevreye yönelik mesuliyetlerim, yapmam gereken işler, mesuliyetler de var elbet.

Lütfen yanlış anlama, başta da zikrettiğim gibi, maksadım seni eleştirmek değil, benim sözüm bana. Bu millet eğitimle ayağa kaldırılacaksa –ki öyle- işimiz çok…

Muallimlik, öğretmenlik kolay iş değiiiiil.

Zil çaldı, biz de nesillerimizi düzgün inşa etme adına sınıflarımıza doğru kol kola yürümeye başladık…

*

Uyandım.

Bakındım sağıma soluma, ne ben öğretmenim, ne koluna girdiğim bir öğretmen var, ne bir öğretmenler odası ne zil ne de kül…

*

Geleceği inşa eden öğretmenlerin ‘Öğretmenler Günü’nü tebrik ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.