Mesele öğretmen maaşı olmasa da…

Ülkemizde birçok sıkıntının kaynağı eğitim ya da eğitimsizliktir. Bu düşünce ekseninde en önemli görev resmen öğretmen olan ve ana baba gibi tabii olarak öğretmen olanlara düşmektedir.

Burada ana baba dışında resmi olarak öğretmenlik yapan eğitim neferleriyle alakalı küçük bir değerlendirme okumuş olacaksınız.

Öğretmen haklarını savunmak, mevcut hakların iyileştirilmesi gibi konularla ilgilensinler, birlikten kuvvet doğar düsturuyla hareket etmesi beklenen sendikalar kanunlar çerçevesinde kurulmuştur ve üyelik aidatları da devlet tarafından ödenmektedir.

Birçok sendika olmasına rağmen öğretmen hakları yeterince alınabilmiş de değildir.

Burada da sendikaların kendilerine yakın gördüğü siyasi oluşumlara sırtlarını dayayıp diğer sendika üyelerini de ‘aykırı vatandaş’ olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır alınamayanların vebali.

Siyasi mülahazalar eğitim ve öğretmen camiasını paramparça etmiş durumdadır.

İktidara yakın sendika üyeleri fikren zikren aynı yöne bakmıyor olsalar bile üyesi olduğu sendikanın siyasi iradeye gayri resmi destek olan sendikaya üyelik, ona kariyer basamaklarında yükselme yollarını sonuna kadar açmaktadır ki bu da işi kızıştırmaktadır.

Siyasi partiler maddi imkânlarının artması konusunda alınacak kararda çok hızlı olarak aynı görüşe sahip olabilirlerken öğretmen camiası kendi maaşlarının artırılması konusunda bile aynı görüşe sahip olamamaktadır ki sendikaların siyasi görüşüne göre alınan hak alkışlanmakta ya da böyle olmaz ki denilerek eleştirilmektedir.

Böylece bir araya gelemeyen öğretmen camiasının da iki yakası bir araya gelmemektedir.

Sebebi de öğretmen camiasının kendisidir.

*

Âlemlerin Rabbi olan Allah, insana akıl vermekle, cüz-i irade vermekle, insanı reyinde hür bırakmıştır. Bu elbette başıboş bırakmış demek değildir. Çünkü birçok ayette de hesabın görüleceği, muhasebenin yapılacağı, Adli İlahide her hal ve davranışın tartılacağını bildirmiştir.

Ama şu da var ki; bizim akılla, cüz-i iradeyle seçip kabul ettiğimiz mesuliyetler için; kudsi beyanda "Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik. Onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O cidden çok zalim, çok cahildir." (Ahzab Suresi 72. ayet) denmiştir. Bu durumda göklere, yere ve dağlara tevdi edilen, onlar tarafından kabul edilmeyen emaneti almakla, Rabbim biz hesap vermeye razıyız ve de hazırız demişiz. Kendi durumumuzu da ikrar etmişiz.

Ayetin bu beyanına karşılık, ben ülkemin en popüler eğitim fakültesinden birincilikle mezun oldum, tercihli olarak istediğim yere öğretmen olarak atandım, cahil değilim demek asla cevap değildir.

Cehalet bu manada ortaya konmuştur.

*

Kişinin kendine ettiğini

Edemez kişiye hiçbir fani

Bu kahpe hırsı ne kıskanç kini, ne şarap

Ne de haşhaş edemez...

Kişinin kendine ettiğini tayfun, boran

Dağ, taş edemez.

Kişinin kendine ettiğini

Edemez kişiye hiçbir fani

Tutmazsa gerçek dost elini

Kendi kendiyle baş edemez.

Kişinin kendine ettiğini

Sarhoş edemez, ayyaş edemez

Mezar soyan nebbaş edemez... der Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri.

Bu şekildeki çok seslilikle, parçalı hareketle, nefsanî düşünmekle, öğretmenler kendi kendilerine ceza vermiş olurlar.

*

Bu durumda şu, kulağa küpe olmalıdır.

Ülkemizde öğretmen, şahıs olarak kıymet ifade etse de, meslek olarak, kariyer olarak değeri, enflasyona yenik düşmüş para gibidir. Kıymeti harbiyesi yoktur.

Bunda öğretmenin etkisi yok dersek yanlış söylemiş oluruz. Öğretmen demek, hatasız kusursuz yanlış yapmaktan korunmuş demek değildir. Ama vebalin bütününü de öğretmene yıkarsak, Huzur’u İlahide bunun vebalinin altından kalkamayız.

Öğretmen camiasının içinde bulunduğu durum yukarıdaki ayette geçen, ‘ çok zalim, çok cahildir ’ tabirleriyle bağlantılı mıdır?

İdrak ve irfanınıza havale.

Ancak öğretmen, kişiliğiyle, ilmiyle, ilkeleriyle, ahlakıyla, fedakârlığıyla, yaşatma ideali içinde olmayla, cömertliğiyle, diğerkâmlığıyla, hayat tarzıyla, edebiyle, nezaket ve nezafetiyle, istiğnasıyla, hakkaniyetiyle, hakkı savunurken haksız güce boyun eğmeme adına sağlam duruşuyla, insanî, ahlâkî değerleri önde tutmakla, nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilmemekle, evrensel değerlere saygıyla, vicdan, akıl, ruh uyumluluğu ile öğretme heyecanını birleştirip, öğretmenliğini ortaya koyarsa, öğretmenlik onurunu, öğretmenlik mesleğinin izzetini korumuş, halk ve hak nazarında değer kazanmış olur.

Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Bir olalım, iri olalım, diri olalım.” Sözlerinden hareketle de; sendikası, dünya görüşü, siyasi hassasiyeti, eğitim camiasındaki makamı ne olursa olsun, hepsinden sıyrılarak, öğretmen olarak, birbirini tutar, birbirine destek olursa, camianın değeri artar, kıymeti artar, en azından eğitimle alakalı bir iş yapılacağında fikri alınır, görüş ve düşünceleri sorulur, saygı duyulur.

Bu durum, çalışma ortamının, çalışma şartlarının iyileşmesi demektir, mesele öğretmen maaşı olmasa bile maddi imkânların iyileşmesine de sebep olacaktır.

Yoksa bu kafayla öğretmenler; …

Allah’a emanet olunuz, Efendim…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatih RİND - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Başkentte Karar Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Başkentte Karar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Başkentte Karar editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Başkentte Karar değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Hangisi Daha Güzel ve Daha Başarılı?