Öteki ve Toplumsal Baskı: Beauvoir

Anneler Günü gibi kutlamalar genellikle kadınların annelik rolleriyle sınırlı tutulmalarına ve bu rollerinin övülmesine odaklanır. Ancak Simone de Beauvoir'un feminist bakış açısından bakıldığında, bu tür kutlamaların kadınları sadece belirli bir cinsel rolle tanımlayarak onları toplumsal cinsiyet stereotiplerine hapseder ve özgürlüklerini kısıtlar. Beauvoir'un perspektifinden, Anneler Günü gibi kutlamalar, kadınların kendi kimliklerini ve potansiyellerini keşfetme özgürlüğünü engelleyen ve onları sadece anne rolleriyle özdeşleştiren ataerkil bir düzenin bir parçası olarak görülmesine neden olabilmektedir. Bu tür kutlamalar, kadınları sadece ev içindeki görevlerle sınırlı tutarak onların toplumun diğer alanlarına katılmasını engeller.

Ayrıca, Anneler Günü gibi kutlamaların, kadınların emeklerini görmezden gelme riski taşıdığını belirtmek önemlidir. Bu tür kutlamalar genellikle kadınların görünmez ve değersiz olan ev işlerini ve çocuk bakımını övmeye eğilimlidir, ancak bu emeklerin toplumsal ve ekonomik değeri sıklıkla göz ardı edilir.

Beauvoir'un eleştirel bakış açısına göre, Anneler Günü gibi kutlamalar, kadınların gerçek potansiyellerini ve kimliklerini sınırlayan, ataerkil bir düzenin parçası olarak görülmelidir. Bu tür kutlamalar, kadınları belirli cinsel rollerle sınırlayarak onların özgürlüklerini ve haklarını ihlal eder ve onları ikincil bir konuma iter. Dolayısıyla, Beauvoir'un perspektifinden bakıldığında, Anneler Günü gibi kutlamaların aslında kadınları toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesine hizmet ettiği ve kadınların gerçek özgürlüklerini ve kimliklerini keşfetmelerini engellediği söylenebilir.

Beauvoir'un Öteki Kavramı ve Kadın Kurtuluşu

Simone de Beauvoir, feminist düşünceye önemli katkılarda bulunan bir filozof ve yazardır. Özellikle "İkinci Cinsiyet" adlı eseri, kadınların toplumsal rollerini sorgulayan ve cinsiyet eşitliği mücadelesinde öncü bir rol oynamıştır. Beauvoir'a göre, kadınlar sadece annelik rolleriyle sınırlı tutulmamalıdır. Kadınların da erkeklerle eşit haklara ve fırsatlara sahip olması gerekmektedir. Anneliğin sadece bir kadının değerini belirleyen bir ölçüt olması, kadınların potansiyellerini ve farklı rolleri üstlenme yeteneklerini göz ardı eder.

Toplumda, annelik sıkça övülen bir kavramdır çünkü bu, kadınları ev içinde tutmanın ve ev işlerini yapmanın bir yoludur. Küçük yaşlardan itibaren kız çocuklarına, annelik rolünü kabul etmeleri ve bu yönde düşünmeleri telkin edilir. Ancak bu, kadınların sadece ev işleri yapmak ve çocuklarıyla ilgilenmekle sınırlı kalmasını teşvik eder. Kadınların değeri sadece annelik rolleriyle ölçülemez.

Beauvoir'un eseri, kadınların toplumdaki ikincil konumunu ve cinsiyet rollerinin onları nasıl etkilediğini inceler. Kadınların tarih boyunca ikincil ve bağımlı bir konumda olduğunu savunur ve cinsiyet rollerinin kadınların özgürlüğünü kısıtladığını öne sürer. Ona göre, kadınlar kendi kimliklerini ve özgürlüklerini kazanabilmek için cinsiyet rollerine karşı çıkmalı ve özgür bireyler olarak yaşamalıdır.

Kadınların deneyimlerini incelerken, onların toplumsal ve tarihsel bağlamlarını göz önünde bulundurur. Kadınların "dişil" mitlerin etkisi altında nasıl ikincil konuma itildiğini ve bu mitlerin toplumsal baskı ve ayrımcılık sistemlerinin temelini oluşturduğunu analiz eder. Beauvoir, cinsiyet eşitliğini savunurken cinsel farklılıkların da göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgular. Ona göre, kadınlar ve erkekler eşit varoluşa sahiptir ve her ikisi de kendi benliklerini ve özgürlüklerini aşkınlık ve içkinlik olarak kabul etme kapasitesine sahiptir.

Beauvoir'un eseri, kadınların bedenlerinin deneyimlerini fenomenolojik olarak inceler. Bedenlerimizin sadece nesnel varlıklar olmadığını, aynı zamanda deneyimlerimizin temelini oluşturan özneler olduğunu belirtir. Bu yaklaşım, kadın deneyimini sadece biyolojik bir özdeşlikle açıklamak yerine, toplumsal ve kültürel faktörlerin etkisini vurgular. Örneğin, kadınların "daha zayıf" olduğu varsayımını sorgular ve bu varsayımın önyargılarını ve dayandığı temelleri inceler.

Beauvoir'un bu görüşü, fenomenolojinin temel ilkelerine dayanır. Ona göre, varsayımlarım larımızı tanımlamalı, onlara önyargıyla yaklaşmalı ve deneyimlerle doğrulamadıkça onlara güvenmemeliyiz. Bu nedenle, kadın olmanın icat edilmiş bir kavram olduğunu ve toplumsal, kültürel ve tarihsel faktörlerin etkisi altında şekillendiğini öne sürer. Kadınların sıklıkla toplumsal olarak belirlenmiş bir kaderi üstlenmeye zorlandığını ve bu kaderin heteroseksizmle bağlantılı olduğunu savunur. Beauvoir'un bu görüşlerini desteklemek için verdiği bir örnek ise şöyledir: Kadın, somut araçlardan yoksun olduğu için, kendisini erkeğe bağlayan gerekli bağlantıyı, karşılıklılığını varsaymadan hissettiği için ve çoğu zaman Öteki rolünden tatmin elde ettiği için, özne olarak kendisi için hiçbir iddiada bulunmaz.

Beauvoir'un Öteki kavramını kullanması, kadınların durumunu anlamak için başvurduğu bir anahtar olarak öne çıkar. Bu kavram, yaşlıların toplum tarafından dışlanmasını ele aldığı "The Coming of Age" (Olgunluk Çağı) adlı eserinde de kullanılmıştır. Beauvoir'a göre, kadınların Öteki olarak konumlanması, onları toplumsal bir gerçeklik olarak baskı altında hissettirir. Ancak kadınlar, Hegelci Öteki'den farklı olarak, kendi ötekiliklerinin kökenini tespit edemezler ve ortak bir tarih arayamazlar. Bu nedenle, kendilerini tanınma ve özgürlük talep eden bir "biz" olarak örgütleyemezler.

Kadınlar arasındaki ilişki, Beauvoir'a göre kadın ve erkek arasındaki karşılıklı bağımlılığı vurgular. Bu bağ, kadınları kendilerine egemen olanlara bağlayan özel bir ilişkidir. Ancak bu ilişki, kadınların özgürlüklerini kullanmalarını son derece zorlaştıran yapılarla çevrilidir.

Beauvoir, kadınların kurtuluşunun kolay olmayacağını ve toplumsal normları reddetmeyi ve feda etmeyi gerektireceğini belirtir. Ancak bu kurtuluşun, kadınların dayanışma içinde bir araya gelmeleri, mutluluğun cazibesini reddetmeleri ve özgürlüklerini keşfetmeleriyle mümkün olabileceğini öne sürer. Beauvoir, kadınların erkeklerden özgürlük istemeleri gerektiğini değil, kendi özgürlüklerini kazanmak için mücadele etmeleri gerektiğini savunur. Bu süreçte, erkeklerin de ataerkil mitleri terk etmeye istekli olmaları gerektiğini belirtir.

Beauvoir'un en ünlü dizesi, "On ne naît pas femme: on le deviient" (Bir kadın olarak doğulmaz, kadın olunur), cinsiyet ve toplumsal cinsiyet arasındaki ayrımı vurgular. Kadın olmanın biyolojik bir olgu olmadığını, ancak toplumsal yapılar ve kültürel normlar tarafından inşa edildiğini ileri sürer. Beauvoir'un eleştirisi, kişinin sadece toplumsal cinsiyet rollerini kabul etmesinin değil, aynı zamanda aktif olarak bunları nasıl müzakere ettiğinin altını çizer.

Simone de Beauvoir'un oluş açıklaması, kadın olarak adlandırılan bireylerin nasıl ortaya çıktığını anlamak açısından önemlidir. Ona göre, kadın olmak sadece biyolojik bir olgu değil, aynı zamanda tarihsel, ekonomik, politik ve sosyal koşulların etkisi altında belirli bir sosyal kaderi yaşamakla ilgilidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI
# İLİŞKİLİ KONULAR

Yazar Fatma Ece Gödeoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri değil haberi geçen ajanstır.



Anket Survivor All Star 2024'te Kim Şampiyon Olacak?