SİNEMA: DELEUZE VE FOUCAULT

Gilles Deleuze (1925-1995), 20. yüzyılın önemli Fransız filozoflarından biridir. Deleuze'un çalışmaları, felsefe tarihine ve çağdaş felsefi tartışmalara önemli katkılarda bulunmuştur. Deleuze, özellikle varlık felsefesi, epistemoloji, etik ve siyaset felsefesi gibi alanlarda derinlemesine çalışmıştır. Deleuze'un felsefi düşüncesi, geleneksel felsefi kavramlara eleştirel bir yaklaşımı içerir. Onun düşüncesi, klasik felsefe tarihinde bulunan kavramları yeniden değerlendirir ve felsefi problemlere farklı açılardan yaklaşır.

Deleuze'un en önemli eserlerinden biri: "Difference and Repetition" (Fark ve Tekrar) adlı kitaptır. Bu eserde, Deleuze farklılık ve tekrar kavramlarını inceler ve bunların varlık, bilgi ve etik açısından anlamını tartışır. Ayrıca "The Logic of Sense" (Anlamın Mantığı) ve "Anti-Oedipus" (Anti Oedipus: Kapitalizm ve Şizofreni) adlı eserleri de vardır. Deleuze'un sinema teorisi çok önemli bir yere sahiptir. "Cinema 1: The Movement-Image" (Sinema 1: Hareket-İmge) ve "Cinema 2: The Time-Image" (Sinema 2: Zaman-İmge) adlı kitaplarında, sinemanın felsefi ve sanatsal boyutlarını inceler ve onun zaman ve mekân algısını ele alır. Toplumsal ve siyasal felsefe açısından da önemli katkılar sağlayan Deleuze, Michel Foucault ile olan iş birliğiyle de tanınır.

Michel Foucault (1926-1984), 20. yüzyılın önemli Fransız filozoflarından biridir. Çalışmaları geniş bir yelpazede, felsefe, sosyoloji, tarih, psikoloji ve edebiyat alanlarında, disiplinler arası bir yaklaşımla gerçekleşmiştir. Eserleri, modern toplumun oluşumunu, iktidar ilişkilerini, bilgi yapılarını, cinselliği, deliliği ve ceza sistemini inceler. Onun düşünceleri, bilgi ve iktidar arasındaki ilişkilerin karmaşıklığını ele alır. "Deliliğin Tarihi" (1961) adlı eseri, deliliğin tarihsel ve toplumsal bir oluşum sürecini incelerken, "Hapishanenin Doğuşu" (1975) adlı eseri, ceza sistemlerinin ve gözetim kurumlarının tarihini ele alır. Aynı zamanda modern toplumun güç ilişkilerini sorgularken, insanların bilgi ve iktidar arasındaki ilişkilere olan bağımlılığını da vurgular. "Cinselliğin Tarihi" (1976) adlı eseri, cinselliğin tarihini ve modern toplumun cinsellikle ilişkisini incelerken, "Kelimeler ve Şeyler" (1966) adlı eseri, bilginin tarihsel ve toplumsal bir oluşum sürecini ele alır. Genel anlamda çalışmaları, disiplinler arası bir yaklaşımla gerçekleşir ve felsefi, sosyolojik, tarihsel ve psikolojik boyutları içerir. Onun eleştirel yaklaşımı ve yöntemi, birçok farklı disiplinde geniş bir etki yaratmış ve hala çağdaş düşünce üzerinde derinlemesine tartışmaları tetiklemektedir.

 İKİ FELSEFİ DÜŞÜNCEDEN KISACA SİNEMA

Deleuze'un sinemaya bakış açısı, sinemanın sadece bir eğlence aracı veya görsel bir medya olmadığını, aynı zamanda düşünsel ve duygusal deneyimlerin bir aracı olduğunu vurgular. Ona göre, sinema zamanda ve mekânda yeni anlatı stratejileri ve duygusal deneyimler yaratabilen bir sanat formudur. Onun perspektifinden, sinema sadece görsel bir izleme deneyimi değil, aynı zamanda düşünme ve duygusal tepkilerin tetiklenmesi için bir araçtır.

Özellikle, sinemanın zaman algısını dönüştürme gücüne odaklanır. "Zamansal kesit" kavramıyla, sinemanın zamanı nasıl işlediğini ve izleyici üzerinde nasıl bir etki yarattığını inceler. Sinema, zamanı kesintilere ayırarak veya farklı zaman katmanlarını bir araya getirerek izleyiciye farklı düşünsel ve duygusal deneyimler sunabilir. Ayrıca sinemanın mekânsal boyutunu da önemser. Ona göre, sinema izleyiciyi farklı mekânsal dünyalara taşıyarak gerçeklik algısını sorgulamasına ve farklı mekânsal deneyimlerin tadını çıkarmasına olanak tanır. Sinema teorisi, aynı zamanda karakterlerin içsel dünyalarının ve duygusal durumlarının anlatılmasında sinemanın gücünü vurgular. Film, izleyiciyi karakterlerin iç dünyasına götürerek, onların duygusal deneyimlerini ve içsel çatışmalarını derinlemesine keşfetmeye olanak tanır.

Foucault'un sinemayla ilişkisi ise, güç ilişkileri ve gözetim mekanizmaları üzerine kendi teorilerini uygulamak olarak görülebilir. Özellikle de sinemanın insanların davranışlarını şekillendirmedeki rolünü ve toplumsal normların nasıl yansıtıldığını inceler. Foucault'un sinema üzerine çalışmaları, insan davranışlarını ve toplumsal normları gösterme ve sorgulama potansiyeline sahip olduğunu vurgular. Aynı zamanda Deleuze ve Foucault'un sinema üzerine bakış açıları, sinemanın insan algısı ve deneyimindeki önemli rolünü derinlemesine inceler. Deleuze, sinemanın düşünsel ve duygusal deneyimlerin bir aracı olduğunu vurgularken, Foucault ise sinemanın güç ilişkilerini ve toplumsal normları gösterme potansiyelini vurgular. Bu iki düşünce bir araya geldiğinde, sinemanın insan algısı ve toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini daha iyi anlamamıza yardımcı olurlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI
# İLİŞKİLİ KONULAR

Yazar Fatma Ece Gödeoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri değil haberi geçen ajanstır.



Anket Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığını Kim Kazanır?