BİR DELİ RÜZGÂR ESSE

Çiftçilerin hasat zamanı, onlar için bir bayramdır adeta. Bir yıllık emeğin karşılığı alınacaktır çünkü. Siyasetçilerin de bayramı ya da daha değişik bir ifadeyle demokrasinin bayramı dedikleri seçim dönemi bu sene zorlu bir maratondan sonra ikinci aşamasını da tamamlamak üzere.

Kazanıp kazanamamak ya da iktidar olmak ve ya muhalefet olmak her ikisi de yapılacak seçimlerin olabilecek olasılıkları.

Bu yazıyı siyasi bir yazı olarak değil de kendi penceremden bir seçim öncesi hal değerlendirmesi şeklinde değerlendirmek gerekir.

Tarlada izi olanın harmanda yüzü olur ya da sözü olur derler, şimdi öyle günler bir tren katarı gibi gözlerimizin önünden, hayatımızın içinden bazen de insanlığımızın içinden geçip gitmekte… Görünenler son vagonlar…

‘‘Nerde bu tren katarının rayları?’’ demeyin, zira rayı yolu yoktur, bir kurala bağlı olarak hareket etmez demokrasileri oturmamış yerlerde.

Herkes bu geçen tren katarından bir şekilde istifade etmek istiyor.

Geçen trene binmeye veya asılmaya çalışmayın fakat kaçırtmayın da…

Binenler için kuralsız bir tünele giren trenden ‘‘Etrafı kolaçan edelim.’’ diye pencereden kafasını dışarı çıkaranları büyük tehlikeler beklemekte çünkü karşınıza ne çıkacağı belli değil…

Mesela ülkede haksızlık var diyenler, hak yerini bulmuyor diyenler ben hakkımı alamıyorum, hakkım verilmiyor, hakkım yeniliyor diyenler bu trenden hak edenlere hakkının ivedilikle verilmesini, hakların cömertçe ve şartsız şurtsuz dağıtılmasını istemektedir.

Mesela ülkede hukuksuzluk var diyenler, kanun kural tanımıyor güçlü olanlar, kanun uygulayıcılar güce göre ya da güçlü idareye, iradeye göre şekil alıyor almakta kalıyor diye şikâyetçi oluyor, devletlerde dinin hukuk olduğunu söylerken renk, milliyet, cibilliyet, soy, aşiret, kabile, parti vs ayrımı yapmadan hukuk tecelli etsin diyorlar.

Hukukun geçerli kuralları kimi insana uygulanıyor kimi insana uygulanmıyor, yaşlı denip hapislerden çıkarılanların olduğu gibi yaşlı olup salıverilmeyenlerin de var olduğu söylenirken ‘bebekli annelerin, bebeklerin belli bir yaşa kadar hapsedilmeyecekleri’ hukukun açık hükmüyken bu hükümler neden uygulanmayarak farklı bir suç işlenmektedir diyorlar…

Atatürkçüler, siyasal İslamcılar dini kullanıp din ile hakiki dindarları ve siyasal İslam taraftarı vatandaşı uyutuyor derken Siyasal İslamcılar da Atatürkçülerin Atatürk’le Atatürk’ü gerçek manada sevenleri kandırdığını söyleyip şikâyetçi oluyorlar.

KHK’lar bir hukuksuzluk göstergesidir, keyfe göre bir tarzdır, böyle bir uygulama hiçbir medeni devlette ya da medeni hukukun baş tacı yapıldığı yerlerde uygulanmaz bu yanlıştır diyenler var olduğu gibi onları savunup onlardan nemalananlar da var diyorlar…

EYT ile sevinen gülen yüzler olduğu gibi somurtan, ağlayan kişiler de var, burada tamamen bir keyfilik yapılmıştır, böyle bir uygulama olmaz, olamaz diyenlerin olduğu gibi emekli olup emekli maaşıyla ikramlar yapanlar, sevinçten göbek atıp oynayanlar da var diyorlar…

İşsizlikten, iş bulamamaktan şikâyet edenler, birçok yerden maaş alanları gördüğünde kalplerinin aritmi olması, çoluk çocuğuna günlük nafakasını teminde güçlük çekenlerin içtiği kaçak tütünlerin dumanını havaya üfürerek gidişattan şikâyetçi olması bunun adil bir düzen olmadığını ağzının içinde gevelemesi bir şey ifade etmiyor diyenlerin yanında bir eli değil iki eli birden hem yağda hem balda niceleri var diyorlar…

Pazardan ekonomik yetersizlikten dolayı pazar filesi boş dönerken ailesinden utananlar gelişmişlik seviyemiz şu kadar olmuş diyorlar…

Eskiden şöyle kuyruk vardı böyle kuyruk vardı hastanelerde diyerek günü uçuranlar, bilmem kaç ay sonraya randevu aldıklarında sessizce o sıranın gelmesini bekliyor, diyorlar…

Diyorlar diyorlar diyorlar önlerinden geçen tren katarını izleyen insanlar…

Herkes bir şeylerden şikâyetçi, iktidar muhibbanları muhalefetten muhalefet muhibbanları da iktidardan şikâyetçi.

Gençler yaşlılardan yaşlılar gençlerden şikâyetçi.

Kadınlar erkeklerden erkekler kadınlardan şikâyetçi.

İdareci tebaadan, tebaa idareciden, öğrenci öğretmenden, okuldan; öğretmen öğrenciden veliden, yöneticisinden şikâyetçi.

Fakir zenginden zengin fakirden, işçi işverenden işverenler işçiden şikâyetçi.

Herkes bir şeylerden bir yerlerden şikâyetçi.

Aslında hepsi şunu istiyor.

Kendi sevdiği kişi ya da parti iktidar olsun.

Hukuk serbest olsun, kendi rutininde çalışsın.

Devletin cari sistemleri kimse çomak sokmadan, sisteme müdahale edilmeden tıkır tıkır işlesin.

Hasta olan hemen sırayı alıp tedavi olsun ve hatta hemen iyileşsin.

Rahat, medeni ülke insanlarının yaşadığı asgari seviyede yaşam sürsün, elinde sallayarak gezdirdiği doksan dokuzluk teşbihiyle camiye gitsin, kahveye gitsin, duruma göre sahil beldelerine ya da kaplıcalara tatile gitsin. Üç beş tur teşbih çekince İslam dini kanatlanıp uçsun ve kendisi de cenneti âlâda başköşeye konsun.

Tüm olumsuzluklar hemencecik gitsin güzellikler de hemencecik oluversin.

*

Ama bunların hepsi bizim parti muktedirken olsun.

Diğerlerine dilersek, ihsanı şahaneden düşen kırpıntılardan nasip etsek alayiş ve nümayişle…

Öyle ya da böyle müspet hareketle en uç noktalarda düşünenlerin yanında menfi olarak da en uç noktalarda düşünenler de var, bunların yanında orta yolu tercih edenler de var elbette.

*

Geride kalan zaman diliminde birçok harman mevsimi geldi geçti, birçok mevsim katarı geldi geçti. Her şey zamanında değerlendirilmeli diyenler değerlendirdi bunu fark edemeyenler de değerlendiremedi ama iki durumda da herkes yapılan ya da yapılmayanın sonuçlarını karşısında buldu.

Mevsim geçtikten sonra mevsim meyvelerini zamanında dermeyi istemek de saflık olur.

Şimdi bir harman dönemi.

Hal bu iken, bu harman döneminin yani seçim döneminin, sağduyunun hâkim olduğu, memleket problemlerinde şahsi çıkarların değil memleketin öncelikli olduğu, şahsi güçler yerine adalet ve liyakatin üstün olduğu, şeffaf bir dönemi yaşayıp istikbalimizin yıldızlarını parlatarak ülkemizin layık olduğu yere çıkarma gayretinde olunduğu bir şekli talep etmeli her fert.

Duamız, talebimiz ülkemizin, milletimizin, memleketimizin menfaatlerinin öne alınması, şahsi çıkarlardan vaz geçilmiş hakların hukuki çerçevede arandığı, hakların hukuki yollardan talep edildiği, insanlar arasındaki problemlerin tarafsız yargının çözdüğü, hakkın hukukun üstün tutulduğu bir mevsimin gelmesi, olması.

Acı çekenlerin acılarının giderileceği, hak arayanların hakkını alacağı, insanların sıkıntısı neyse sıkıntılarının giderileceği bir dönemin gelmesi.

Gelen günlerde de mevcut güzelliklerin de daha güzel olması, memnuniyet seviyesinin en üst seviyeye ulaştığı bir dönem olması. 

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın deyimiyle, var olan kötülükleri de “Bir deli rüzgâr da benim ülkeme esse, bunca acıyı, kederi, bütün kötülükleri alıp götürse...”

Vesselam…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatih RİND - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Başkentte Karar - Son Dakika Haberleri değil haberi geçen ajanstır.



Anket Survivor All Star 2024'te Kim Şampiyon Olacak?